İSLAMİ FORUM

Her Türlü İslami bilgilerin Paylaşıldığı İslami Site..
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Birinci Mektup

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Burak
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 23/05/08

MesajKonu: Birinci Mektup   Cuma Mayıs 23, 2008 11:43 am



Birinci Mektup


Dört Suâlin Muhtasar Cevabıdır
BİRİNCİ SUÂL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin ba’zı mühim ulemâ hayatını kabûl etmiyorlar?

Elcevab:

Hayattadır, fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten ba’zı ulemâ hayatında şübhe etmişler.

Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir.

İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yâni bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levâzımatiyle dâimî mukayyed değillerdir. Ba’zan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbûr değillerdir.

Çünkü o muhabbetten yetîmane bir şefkat, me’yusâne bir rikkat tevellüd eder. Bütün zîhayatlara acır; hattâ güzel ve zevâle ma’rûz bütün mahlûkata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden bir şey gelmez, ye’s-i mutlak içinde elem çeker. Fakat gafletten kurtulan evvelki adam, o şedid şefkatin elemine karşı ulvî bir tiryak bulur ki: Acıdığı bütün zîhayatların mevt ve zevalinde bir Zât-ı Bâkî’nin bâkî esmasının dâimî cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâkî görür; şefkati, bir sürûra inkılâb eder. Hem zeval ve fenâya ma’rûz bütün güzel mahlûkatın arkasında bir cemâl-i münezzeh ve hüsn-ü mukaddes ihsas eden bir nakş ve tahsin ve san’at ve tezyîn ve ihsan ve tenvir-i dâimîyi görür. O zeval ve fenâyı, tezyîd-i hüsn ve tecdîd-i lezzet ve teşhîr-i san’at için bir tazelendirmek şeklinde görüp, lezzetini ve şevkini ve hayretini ziyâdeleştirir.

Elcevab: Evet, dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecâzî, eğer âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fenâ çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâkî bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i Esma-i İlâhîye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmağa muvaffak olursa, o gayr-i meşrû’ mecâzî aşk, o vakit, aşk-ı hakîkiye inkılâba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zâil ve hayatiyle bağlı kararsız dünyasını, hâricî dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalâlet ve gaflet gibi kendini unutup âfâka dalıp, umûmî dünyayı husûsi dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer boğulur. Meğer ki hârika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın. Şu hakîkatı tenvir için şu temsile bak. Meselâ:

Şu güzel zînetli odanın dört duvarında, dördümüze âid dört endam âyinesi bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri hakîki ve umûmî, dördü misâlî ve husûsi... Herbirimiz kendi âyinemiz vasıtasiyle, husûsi odamızın şeklini, hey’etini, rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vursak, kırmızı; yeşil boyasak, yeşil gösterir. Ve hâkezâ.. âyinede tasarrufla çok vaziyetler verebiliriz; çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz. Fakat haricî ve umûmî odayı ise kolaylıkla tasarruf ve tağyir edemeyiz. Husûsi oda ile umûmî oda hakîkatta birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harab edebilirsin, ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.

İşte dünya süslü bir menzildir. Herbirimizin hayatı, bir endam âyinesidir. Şu dünyadan herbirimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır. Belki o husûsi dünyamız ve âlemimiz, bir sahifedir. Hayatımız bir kalem.. onunla sahife-i a’malimize geçecek çok şeyler yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki: Dünyamız hayatımız üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır, hissedip bildik. Ona âid muhabbetimiz, o husûsi dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukûş-u Esma-i İlâhîyeye döner; ondan, cilve-i esmâya intikal eder. Hem o husûsi dünyamız, âhiret ve Cennetin muvakkat bir fidanlığı olduğunu derkedip, ona karşı şedid hırs ve taleb ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sünbülü olan uhrevî fevâidine çevirsek, o vakit o mecâzî aşk, hakîki aşka inkılâb eder. Yoksa

sırrına mazhar olup, nefsini unutup, hayatın zevalini düşünmeyerek, husûsi kararsız dünyasını, aynı umûmî dünya gibi sâbit bilip, kendini lâyemut farzederek dünyaya saplansa, şedid hissiyat ile ona sarılsa, onda boğulur gider. O muhabbet onun için hadsiz belâ ve azaptır.
Selam ve dua ile..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://islami.forumm.biz
 
Birinci Mektup
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» küresel ısınma (2070'ten gelen mektup

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İSLAMİ FORUM :: İSLAM :: RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-
Buraya geçin: